Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları Müzeler Genel Müdürlüğü tarafından Müzesi olan Valilikler, Kazı Başkanlıkları, Laboratuvar Müdürlükleri’ne gönderilen 4 Eylül 2020 tarihli  yazıyla “bitki kalıntıları, hububat, çiçek, ağaç tohumları, böcek, mantar, algler ve mikroorganizmalara ait her türlü canlı materyal veya onlara ait parça kalıntılar, toprak, kil, sediman örneklerine yönelik Bakanlığımız ve ilgili kurumlarımızla yürütülen değerlendirmeler çerçevesinde bu türden örneklerin her ne şartta olursa olsun ilgili müze müdürlüklerimiz dışında yurt içinde veya yurt dışında bir başka üniversite, laboratuvar, depo vs. kurum veya kuruluşa götürülmesi/gönderilmesinin ikinci bir düzenlemeye kadar durdurulmasına” karar verilmiştir. 

Söz konusu yazıya istinaden bazı üniversitelerden ve enstitülerden arkeobotanik malzemeler toplatılmaya başlanmıştır. Yazıda değinilen çoğu kömürleşmiş olarak ele geçen arkeobotanik kalıntıların “canlı kalıntılar” olarak tanımlanması öncelikle konuya ilişkin temel bir yanlış anlama olduğunu göstermektedir. Bu karar söz konusu kalıntıların analizlerini, tez çalışmalarını dolayısıyla bilimsel araştırmaları durma noktasına getirdiğinden hem Türkiye hem de dünya arkeolojisi açısından son derece kaygı vericidir. Arkeobotanik malzemelerin toplanması uygulaması, Tarım Bakanlığının Ata Tohum projesi ile ilişkili bir danışman ve ekibi aracılığıyla yapılmaktadır. Bu ekibin, bazı üniversite ve İngiliz Arkeoloji Enstitüsü gibi kurumlardan topladıkları malzemeleri hangi amaçla, nerede kullanılmak üzere topladıklarıyla ilgili net bir bilgi vermemesi bizleri daha da endişelendirmektedir. Tarım Bakanlığının kendi bünyesinde Ankara ve Menemen Gen Bankaları başta olmak üzere çok sayıda tarımsal araştırma enstitüsünde her türlü 'canlı tohum'a erişim olanağı varken arkeobotanik örneklerin araştırma kurumlarından toplanmasının gerekçesi anlaşılamamaktadır.

Kazı alanlarından büyük titizlik ve bilimsel belgeleme yöntemleriyle toplanan tohum, sap, kavuz gibi bitki kalıntıları fosilleşmiş ve artık canlı olmayan malzemelerdir. Bu kalıntılar, arkeoloji ile botanik bilimlerinin kaynaştığı bir alan olan “arkeobotanik” disiplininde uzmanlaşmış kişilerce belirli yöntemlerle incelenir ve cins ya da türleri tanımlanır. Bu kalıntılar, yaşamadıkları için yeniden filizlenemez ve yetiştirilemezler (Karagöz 2019). Kalıntılar çok kolaylıkla kırılabilir, nemden ufalanabilir ya da çeşitli şartlarda aşınabilirler. Bu nedenle arkeobotanik kalıntılar uzmanları tarafından incelenmeli ve özel şartlarda, uygun mekânlarda korunmalıdır. 

Arkeobotanik analizler bir yerleşmedeki bitki kalıntılarının tanımlanmasını, kazılan alanda hangi bitkinin nerede (oda, depo, avlu vb.) ne yoğunlukta olduğunun belirlenmesini hedefler. Arkeolojik araştırmalar için vazgeçilmez olan mutlak tarihleme analizleri de yanmış halde bulunan bitkiler yoluyla yapılabilir. Topraktan özel tekniklerle ayrıştırma işlemlerinin yapılmasının ardından tanımlanan botanik örnekleri bulundukları konumun ve tabakanın özellikleri ile birlikte yorumlanır. Arkeobotanik analizler eski toplumların beslenmeleri, geçim ekonomileri ve günlük yaşamları, birbirleriyle ilişkileri, ayrıca içinde bulundukları çevresel, iklimsel koşullar ve bunların zaman içindeki değişimi gibi pek çok konuda azami bilgiye ulaşmamızı sağlar. Bitkilerden elde edilebilecek verinin kaybı bu nedenle zengin Anadolu tarihinin aydınlatılmayı bekleyen alanlarında çok önemli veri boşlukları oluşmasına yol açacaktır. Küresel iklim krizi ve bunun çevresel etkileri bugün dünyada en fazla tartışılan konular arasındadır. Bu konuda ülkemiz, sahip olduğu tarihsel derinliği ile dünya literatürüne önemli katkılar sağlayabilecek konumdadır. Üniversitelerimizin ve araştırma projelerinin yetiştirdiği uzmanlar, ülkemizin dört bir yanında yapılan kazı projelerinde söz konusu örneklerle çalışmaktadırlar.

Uzman araştırmacılar ve teknik uygulamalarda uzmanlaşma çalışmaları yürüten doktora öğrencileri, zahmetli arazi çalışmalarından sonra bazı örnekleri üzerlerinde daha ayrıntılı ve uzun vadeli incelemeler yapma amacıyla T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yenilenen Yönergeler kapsamında yurt içinde ve/veya yurt dışında bulunan laboratuvarlara götürmektedirler. Çalışma sonuçları da sempozyum bildirileri ve çeşitli yayınlar yoluyla ilgili bakanlık ile paylaşılmaktadır. Bu bağlamda, hiçbir arkeobotanik kalıntı tanımlaması ve teşhisi yapılmadan farklı analizlere tabi tutulmamalıdır. Söz konusu gelişmelerin gerekçesi ile malzemelerin herhangi bir analize maruz bırakılıp bırakılmayacağının yanı sıra gerek taşınma esnasındaki koşulların gerekse depolama koşullarının belirsizliği bu nedenle bilim çevrelerini endişeye sürüklemektedir. Yeni düzenleme bu haliyle arkeoloji, antropoloji, botanik, etnobotanik, iklim ve çevre bilimleri gibi günümüz yaşamının sürdürülebilirliğine ve geleceğe yönelik projeksiyonlara veri sağlayan pek çok alandaki araştırmaları ciddi boyutta olumsuz etkileyecek ve sekteye uğratacak niteliktedir.

Arkeobotanik disiplininin tüm dünyada gelişmesinde Türkiye’de 1950’lerden bu yana yürütülen çalışmaların önemi büyüktür. Bu tarihlerden itibaren yabancı araştırmacılar kendi ülkelerinde gelişen bu disiplini Türkiye’deki projelere taşımış; yerel kurumlarla iş birliğinde çalışmış ve günümüzde tüm dünyada iyi bilinen pek çok projede yer alarak insanlık tarihine önemli katkıların sağlanmasına ön ayak olmuştur. Söz konusu araştırmacılar artlarında sayısız yayın, malzeme koleksiyonları ve bilgi mirası bırakarak yeni nesil uzmanların yetişmesine olanak sağlamışlardır. Son yıllarda Türkiye’deki üniversitelerden mezun olan ya da olmakta olan genç araştırmacılar bu kültürel emanetlerin aktarımı ile ilgili önemli çalışmalar yürütmekte, bu alanı ülkemizde daha gelişkin ve yaygın hale getirecek potansiyeli yaratmaktadır. Yeni düzenlemeler, lisansüstü, doktora çalışmaları ve araştırma projeleri çerçevesinde ülkemizde yerel olarak yeni filizlenmekte olan bu alanın ve uzmanlığın gelişimini etkileyerek büyüyüp serpilmesini sekteye uğratmamalıdır. Arkeologlar olarak, toplanan arkeobotanik ve referans koleksiyonlarına bir zarar gelmeden ilgili kurum ve kuruluşlara iadesi en büyük dileğimizdir. Bu malzemeler uzmanlarınca kendi araştırma kurumlarında çalışılarak Anadolu'nun zengin kültürel, biyokültürel ve tarımsal mirası hakkında önemli veriler sağlamaya devam etmelidir.

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi

21.10.2020

 

Referans: Karagöz, Alptekin, 2019. “Bitki Tohumları Ne Kadar Süreyle Canlı Kalabilir? Konunun Tyana Özelinde İrdelenmesi”, Tyana: Kazı ve Araştırmalar, Ed. Osman Doğanay, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul.